Avrupa Konseyi tarafından Kasım 2007’de yayınlanan ve uluslararası düzeyde kültürlerarası diyalog konusuna odaklanan ilk politika dokumanı özelliği olan “White Paper on Intercultural Dialogue – Kültürlerarası Diyalog Üzerine Beyaz Kitap” a göre Avrupa Konseyi’nin gelecek politikalarında kültürlerarası diyalog konusu ilk sıralarda gelmektedir.
Avrupa Birliği (AB) ve Avrupa Konseyi (CoE), kültürlerarası diyaloğu ortak yaklaşımlarla “kültürlerarası diyalog, bireyler arasında olmasının yanısıra aileler, toplumlar, gruplar, komşular, köyler kasabalar ve ülkeler arasinda da olmalıdır” şeklinde ele almaktadır. AB ve CoE’nin kültürlerarası diyalog konusunda başka bir ortak yaklaşımı da, “çatışma” konusudur; “kültürlerarası diyalogun her düzeyde toplumlar arası çatışmaları önleyeceği” öngörülmekte, CoE kültürlerarası diyaloğu “barışçıl bir şekilde yaşamayı öğrenme” olarak tanımlarken, AB kültürlerarası diyaloğun önemini “birlikte yaşamanın ön adımı” olarak vurgulamaktadır.
Avrupa Birliği, UNESCO tarafından 2002 yılında yayınlanan “Kültürel Çeşitlilik Evrensel Bildirgesi” ni rehber niteliğinde temel bir belge olarak ele almaktadır.
Avrupa Konseyi’ne göre kültürel çeşitlilik sosyal ve politik zorlukları da beraberinde getirir. Korku, ırkçılık, yabancı düşmanlığı, hoşgörüsüzlük ve şiddet yerel ve ulusal topluluklar arasındaki barış ortamını zedeleyen tepkilerdir. Bu bağlamda kültürlerarası diyalog politik gündemde önemli ve öncelikli bir rol oynamaktadır.
Avrupa Konseyi’nin kültürlerarası diyalog alanındaki yaklaşımı tüm diğer politika alanlarının kültürel kimlikler ve kültürel çeşitlilik üzerine odaklanmasını sağlamıştır. Kültürlerarası diyalog vatandaşlık, aktif katılım, eğitim, sosyal dahiliyet, azınlık hakları, göç, yabancı işleri, dil, dinler arası ilişkiler, sivil toplumun geliştirilmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi politika alanları ile doğrudan ilgilidir.
Avrupa Konseyi’ne göre kültürlerarası diyalogun geliştirilmesi ve iyileştirilmesi için eğitim en öncelikli alandır. Çünkü kültürel çeşitliğin var olduğu bir ortamda barış içinde yaşayabilmek için gerekli beceriler ancak eğitim yoluyla kazandırılabilir ve öğretilebilir
Gençler toplumla ilgili her konuyla ilgilidirler ve hiçbir sürecin dışında bırakılmamalıdırlar. Bu noktada gençlerin karar verme mekanizmalarına katılabilmeleri konusunda önemli görevler üstlenen gençlik sivil toplum kuruluşları da, kültürlerarası diyalog ile ilgili tüm süreçlerin doğal katılımcılarıdır. Gençler kültürlerarası diyaloğun yerel, ulusal, bölgesel ve Avrupa ölçeğinde yaygınlaştırılmasında taşıyıcı bir role sahiptirler ve bu diyaloğun yerleşik yapılar içerisinde sürdürülebilirliğini teşvik ederler. STKlar ise bilgi, deneyim ve yönetim kapasiteleriyle de kültürlerarası diyaloğa yaratıcı ve dinamik bir bakış getirirler. Bu açıdan bakıldığında, gençler ve gençlik STK'ları yalnızca yaygınlaştırıcı değil, aynı zamanda kültürlerarası diyalog ile ilgili süreçlerin liderleri olarak da görülürler.
GSM-Gençlik Servisleri Merkezi’nin kültürlerarası diyaloğa olan stratejik yaklaşımı; farklı kültürlere saygı, kültürlerarası iletişimin günlük yaşam pratikleriyle bütünleştirilmesi, toplumlar arasındaki dayanışmanın geliştirilmesi, toplumsal adalet ve sürdürülebilir işbirliğine dayanır. GSM, bu diyaloğun yalnızca hükümetler arasında değil, aynı zamanda toplumlar arasında da yaygınlaştırılması gerektiğini savunur ve toplumlar arasında sürekli diyaloğu desteklemek için birçok proje gerçekleştirmektedir.